Cübbeli gırgır, cübbeli vahdedi gır
Cübbeli dencere bakır, kalayla
Nereye varacasun ha bu alayla
Muaviye Yezit bilmeyuk
Sahabeyi severuk
İlk üç halifeye sövmeyuk
Nereye varacasun ha bu alayla
Vahdet gazetesinin adını ilk duyduğumda
-hayırdır, n'oluyor diye geçirdim içimden, ama sırf ehl-i sünnetin vahdetini kolaçan edeceği ilk başlarda aklımın ucundan dahi mürur etmemiştir efendim.
N'oldu hoca teheccüdü mü kaçırdın bugün de Şia'ya çemkiriyorsun gene?
Bir Şia garazıdır marazıdır salgın olup sardı Ehl-i Sünnet camiasını, saldırı sinyalleri çalıp çalıp ayrılığı kışkırtıcı tohumları ekerek ortalığı kaktüslüğe çevirdiniz. Bu tür kışkırtmalar takıntı değil, değiştirin adını, sıkıntı yalnızca sıkıntı. Burada Şia sıkıntısının açıklamasını ele alalım:
Şia sıkıntısı: Toplumda baş göstermiş akılların tatil edilmesiyle ortaya çıkan psikolojik sendrom,
Tüm sıkıntı semptomlarını müşahede ettiğimiz Cübbeli Hoca, bakalım hangi ehl-i sünnet camiasınca 'yapma hoca, onlar dindaşlarımız' vahdeti kelamına işittirilecektir.
Ayrıca Vahdet gazetesi bir yandan ehl-i sünnetin vahdetini umup, diğer yandan Şia'yı karalama stratejisi güdüyorsa, sizlerin vahdet algınızda apaçık bir tezat var demektir, kulağınız çınlasın efendiler. Hem vahdet naraları atacaksın hem de vahdetin belini kıracaksın, olur mu öyle?
Cübbeli aslında Ehl-i Beyt mektebini tehlike olarak addetmesi şaşılacak durum değil. Çün ki kendisi mezkûr öngörüyü önceleri de hutbelerinde ele almıştır. Altını çize çize artık kalemin ucu kırıldı. İşte bir kitabında sevenlerine şöyle vasiyet eder:
"Bu Yahudi Hristiyanlarla, Şiilerle ve Vehhabilerle ilgili üç tane vasiyetim var. Şimdi ben 'vasiyetim var' deyince düşündüler ki: 'Hoca ölecek her halde.' Kimileri de dediler ki: 'Kurtulacağız ondan' kimileri de dedi ki: 'Aa, acaba ölecek mi?' felan, ben o manada demedim, yaşayabilirim de, ölebilirim de. Ben gaybı bilmem velakin bir gece Hızır Efendi'yi gördüm, bir gece Bayram Efendi'yi gördüm, bir gece Hasbi Efendi'yi gördüm, baktım bütün ölülerle iyi geçiniyorum, belki de giderim şimdi."
Vasiyetin devamında gene aynı propagandayı yürütür Cübbeli.
Şia tehlikedir, Şia'dan sakının, Şia kandırıcıdır, Şia budur şudur...
Aynı kitapta İmam Humeyni'yi de aklından çıkarmaz, unutmaz:
"Humeyni kim biliyor musun? Humeyni'yi ben sana anlatmaya bir kitap yazacaktım da, İran ile Türkiye harbe girer diye yazmıyorum."
İmam Humeyni'yi bu denli biliyor hocamız, bu denli biliyor ki kitap da yazar, harbi de çıkarır.
Fitne adam öldürmekten daha beter değil midir? Yani katillik fitnenin yanında pasif bir faktör...
Fitne insanlığın alnına dayatılmış bir namlu.
Fitne toplumun refahına saldırı, fitne kısaca huzur hırsızlığı...
Öyleyse neden böylesine seri fitneleri topluma empoze ediyorsunuz? Toplum âlimin ağzındaki söze inanır, çün ki âlimdir dini havzanın söz sahibi. Ne yazık ki, âlimlik çoğu kez zalimliğe karışmakta, karıştırılmakta da...
Bunlar bir yana, İmam Humeyni için sarf ettiği iddia aslında Şia üzerinde yürüttüğü derin araştırmaların bir cümlede özetidir. Halka yaptığı konuşmalarda halkın kafasının karışması, kalbinin bulanması için tüm hassas, milimetrelik noktaları, noktası virgülüne kadar der.
Şindi biz soruyoruz, Şia diye bu gada gıyameti ne diye koparıyisun, ne demek yani? Şia diye nedur yiktun geçtun ortaluği? Ha bu fitne teğil midur? Sen çook biliysun, yekun fethettun ortaluği.
Masume Can
endisem@gmail.com